Provokatör Basın Bülteni
Reklam dünyasına yakın duranlar, bu durumu başarılı bir ürün/marka yerleştirme operasyonu olarak nitelendirebilir. Ancak işin ilginç kısmı Starbucks’ın bunun için hiçbir ücret ödememesi, hatta ne yazardan, ne yapımcıdan, ne de yönetmenden böyle bir talebi olmaması.
Açıkça film Starbucks’ın reklamını yapıyor, ayrıca “üst sınıftan insanlar Starbucks kahvesi içerler” imajını da yerleştiriyor. Böylece Starbucks'ın sadece kahve satan bir yer olmadığı, aynı zamanda bir yaşam stili olduğu fikri de pekiştiriliyor.
Aslında Amerika’da trendleri belirleyen üst sınıfın konu edildiği bir filme hiç çaba harcamadan giren Starbucks’ın başarı hikayesi, marka sahibinin başarı hikayesiyle paralellik gösteriyor.
İlk Starbucks mağazası 1971 yılında öğretmen Jerry Baldwin ve Zev Siegel ile yazar Gordon Bowker tarafından açılıyor. Başka bir isimle dünyaya gelen şirket başlangıçta sadece yerel bir kahve tesisi olarak faaliyet gösteriyor. Starbucks’ın bugünkü sahibi Howard Schultz bu hikayenin neresinde diye sorarsanız, aslında çok da uzağında değil. Howard Schultz ve Starbucks’ın yolları 1982’de kesişiyor ve Schultz şirkette pazarlama yöneticisi olarak çalışmaya başlıyor.
Howard Schultz göreve başlar başlamaz yerel kafeleri, ardından üst kesime hitap eden restoran ve otelleri her geçen gün daha fazla Starbucks kahvesi almaya ikna etmeye başlıyor.
Schultz’un bir yıl sonra çıktığı İtalya gezisi, marka için hatta dünya kahve pazarı için bir dönüm noktası oluyor. İtalya’da taze demlenmiş Esspresso ve Cappucino sunan eski İtalyan kafe-bar geleneğinden ilham alan Schultz, Starbucks’ın kurucularını fikrine bir şans vermeleri konusunda ikna ederek 1985’de Seattle’da ilk kahve kafesini açıyor. İtalyan dokuları taşıyan mekana “Il Giornale” adı veriliyor. Schultz’un yarattığı yeni konsept, oldukça başarılı oluyor.
Birkaç yıl sonra şirketin ilk sahipleri Peet's Coffee and Tea mağazasını satın alınca, Starbucks'ı Schultz'a devrediyor.
Schultz, marka için Herman Melville’in “Moby Dick” romanındaki bir karakter olan Starbucks ismini seçiyor. Starbucks, ilk dükkanlarını Vancouver, Britanya Kolumbiyası ve Şikago, Illinois'de, Kuzey Amerika dışındaki ilk mağazasını ise 1996 yılında Tokyo, Japonya'da açıyor.
Schultz’un, “her köşe başında Starbucks” felsefesi, hızlı büyümeyi beraberinde getiriyor. Marka Uzakdoğu'dan Avrupa'ya, 10 binden fazla şubeye ve 100 bini aşkın çalışana ulaşıyor.
Starbucks’ın parlak bir beyin olan Schultz’un liderliğinde 15 yılda zirveye ulaşan hızlı yükselişi, elbette ki rastlantı değil.
Her şeyden önce, kahvede al ve çık konseptinin yaratıcısı Starbucks, dünya için bir ilk. Bu yeniliği yaratan isim olan Schultz’un, ilk olmanın getirdiği avantajları eşsiz bir şekilde kullandığı ortada.
Ancak Starbucks’ın asıl başarısı, “köşeyi döndüğünüz her noktada bir Starbucks” stratejisinin arkasında yatan kavramda gizli: Yerel sıcaklık.
Markayı yaratanların deyimi ile Starbucks, dünyanın en global yerel markası. Marka yerelliği ve yerelliğin getirdiği sıcaklık, samimiyet ve doğallık gibi özellikleri yönetimden mağazacılık anlayışına, ürün yapısından pazarlama faaliyetlerine kadar işletmenin her noktasına aşılamış durumda.
Markanın mönüsüne Tayvan’da yeşil çay aromalı soğuk kahve, Türkiye’de Türk kahvesi ve simitten ilham alan yiyecekler ilave etmesi bu durumun bir kanıtı.
Starbucks’ın en önemli tanıtım mecrası, markanın şubeleri. Öyle ki marka bu hızlı büyüme sürecinde, hiçbir kitle iletişim aracı kullanmıyor, reklam ve tanıtım çalışması yapmıyor. Markanın dünya şehirlerinin dört bir köşesinde açılan şubeleri ana reklam mecrası görevi üstlenirken, insanların elinde gezen kahve bardakları, markayı pek çok kitlesel aktiviteden daha başarılı bir şekilde tanıtıyor.
Starbucks kendini yalnızca kahve satan yer olarak değil, insanların evlerinin ve iş yerlerinin bir uzantısı, arkadaşların buluşma noktası olarak konumlandırarak müşteri sadakati yaratıyor.
Starbucks duyarlı global yerel şirket imajını geliştirmek adına pek çok çalışma yapıyor. Yoksul ülkelerde okullar yaptırıyor ve çocuklar için aşı kampanyaları düzenliyor. Sırf istihdam yaratmak için bazı yoksul bölgelerde şubeler açıyor. Doğal felaketlerde yardım kampanyalarına katılıyor.
Diğer yandan Starbucks sanata da destek vererek hem elit marka imajı yaratıyor, hem de vermek istediği mesajları farklı bir yolla hedef kitlesine ulaştırıyor.
Bugün pazartesi. Bu hafta sona erdiğinde dünyadaki Starbuckslar’a yaklaşık 40 milyon kişi girmiş olacak. Sizce Starbucks’ın sahibi Howard Schultz, pazartesi sendromu yaşıyor mudur?
###
Tweet
Zihin açıcı hikayeler V: Şeytan Starbucks içer!
KURUMSALHABERLER , 01.09.2008 -- “Şeytan Prada Giyer” filmini izlediyseniz, dünyanın en etkili yayın yönetmeni Miranda Preistly’in, asistanını Andy Sachs’ı durmadan Starbucks’tan kahve almaya gönderdiğine dikkat etmişsinizdir.Reklam dünyasına yakın duranlar, bu durumu başarılı bir ürün/marka yerleştirme operasyonu olarak nitelendirebilir. Ancak işin ilginç kısmı Starbucks’ın bunun için hiçbir ücret ödememesi, hatta ne yazardan, ne yapımcıdan, ne de yönetmenden böyle bir talebi olmaması.
Açıkça film Starbucks’ın reklamını yapıyor, ayrıca “üst sınıftan insanlar Starbucks kahvesi içerler” imajını da yerleştiriyor. Böylece Starbucks'ın sadece kahve satan bir yer olmadığı, aynı zamanda bir yaşam stili olduğu fikri de pekiştiriliyor.
Aslında Amerika’da trendleri belirleyen üst sınıfın konu edildiği bir filme hiç çaba harcamadan giren Starbucks’ın başarı hikayesi, marka sahibinin başarı hikayesiyle paralellik gösteriyor.
İlk Starbucks mağazası 1971 yılında öğretmen Jerry Baldwin ve Zev Siegel ile yazar Gordon Bowker tarafından açılıyor. Başka bir isimle dünyaya gelen şirket başlangıçta sadece yerel bir kahve tesisi olarak faaliyet gösteriyor. Starbucks’ın bugünkü sahibi Howard Schultz bu hikayenin neresinde diye sorarsanız, aslında çok da uzağında değil. Howard Schultz ve Starbucks’ın yolları 1982’de kesişiyor ve Schultz şirkette pazarlama yöneticisi olarak çalışmaya başlıyor.
Howard Schultz göreve başlar başlamaz yerel kafeleri, ardından üst kesime hitap eden restoran ve otelleri her geçen gün daha fazla Starbucks kahvesi almaya ikna etmeye başlıyor.
Schultz’un bir yıl sonra çıktığı İtalya gezisi, marka için hatta dünya kahve pazarı için bir dönüm noktası oluyor. İtalya’da taze demlenmiş Esspresso ve Cappucino sunan eski İtalyan kafe-bar geleneğinden ilham alan Schultz, Starbucks’ın kurucularını fikrine bir şans vermeleri konusunda ikna ederek 1985’de Seattle’da ilk kahve kafesini açıyor. İtalyan dokuları taşıyan mekana “Il Giornale” adı veriliyor. Schultz’un yarattığı yeni konsept, oldukça başarılı oluyor.
Birkaç yıl sonra şirketin ilk sahipleri Peet's Coffee and Tea mağazasını satın alınca, Starbucks'ı Schultz'a devrediyor.
Schultz, marka için Herman Melville’in “Moby Dick” romanındaki bir karakter olan Starbucks ismini seçiyor. Starbucks, ilk dükkanlarını Vancouver, Britanya Kolumbiyası ve Şikago, Illinois'de, Kuzey Amerika dışındaki ilk mağazasını ise 1996 yılında Tokyo, Japonya'da açıyor.
Schultz’un, “her köşe başında Starbucks” felsefesi, hızlı büyümeyi beraberinde getiriyor. Marka Uzakdoğu'dan Avrupa'ya, 10 binden fazla şubeye ve 100 bini aşkın çalışana ulaşıyor.
Starbucks’ın parlak bir beyin olan Schultz’un liderliğinde 15 yılda zirveye ulaşan hızlı yükselişi, elbette ki rastlantı değil.
Her şeyden önce, kahvede al ve çık konseptinin yaratıcısı Starbucks, dünya için bir ilk. Bu yeniliği yaratan isim olan Schultz’un, ilk olmanın getirdiği avantajları eşsiz bir şekilde kullandığı ortada.
Ancak Starbucks’ın asıl başarısı, “köşeyi döndüğünüz her noktada bir Starbucks” stratejisinin arkasında yatan kavramda gizli: Yerel sıcaklık.
Markayı yaratanların deyimi ile Starbucks, dünyanın en global yerel markası. Marka yerelliği ve yerelliğin getirdiği sıcaklık, samimiyet ve doğallık gibi özellikleri yönetimden mağazacılık anlayışına, ürün yapısından pazarlama faaliyetlerine kadar işletmenin her noktasına aşılamış durumda.
Markanın mönüsüne Tayvan’da yeşil çay aromalı soğuk kahve, Türkiye’de Türk kahvesi ve simitten ilham alan yiyecekler ilave etmesi bu durumun bir kanıtı.
Starbucks’ın en önemli tanıtım mecrası, markanın şubeleri. Öyle ki marka bu hızlı büyüme sürecinde, hiçbir kitle iletişim aracı kullanmıyor, reklam ve tanıtım çalışması yapmıyor. Markanın dünya şehirlerinin dört bir köşesinde açılan şubeleri ana reklam mecrası görevi üstlenirken, insanların elinde gezen kahve bardakları, markayı pek çok kitlesel aktiviteden daha başarılı bir şekilde tanıtıyor.
Starbucks kendini yalnızca kahve satan yer olarak değil, insanların evlerinin ve iş yerlerinin bir uzantısı, arkadaşların buluşma noktası olarak konumlandırarak müşteri sadakati yaratıyor.
Starbucks duyarlı global yerel şirket imajını geliştirmek adına pek çok çalışma yapıyor. Yoksul ülkelerde okullar yaptırıyor ve çocuklar için aşı kampanyaları düzenliyor. Sırf istihdam yaratmak için bazı yoksul bölgelerde şubeler açıyor. Doğal felaketlerde yardım kampanyalarına katılıyor.
Diğer yandan Starbucks sanata da destek vererek hem elit marka imajı yaratıyor, hem de vermek istediği mesajları farklı bir yolla hedef kitlesine ulaştırıyor.
Bugün pazartesi. Bu hafta sona erdiğinde dünyadaki Starbuckslar’a yaklaşık 40 milyon kişi girmiş olacak. Sizce Starbucks’ın sahibi Howard Schultz, pazartesi sendromu yaşıyor mudur?
###
Tweet
provokatör yazı dizisi zihin açıcı hikayeler marka yaratmak marka olmak starbucks kahve
Diğer basın bültenleri
EKLİ DOSYALAR
Hakkımızda | Blog | SSS | E-Bülten Üyeliği | RSS | Sitene ekle | PR Ajans Rehberi | Gizlilik ve Kullanım Koşulları | İletişim | English
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.



