Provokatör Basın Bülteni

Kriz sonrası halleri V: Sağlık Sektörü

KURUMSALHABERLER , 09.11.2009 -- Hani o, neredeyse insanoğlunun tarihi kadar eski olanında belirtiler yüzyıllardır aynı: Genellikle ateş, kuru ve kesik öksürük, orta dereceli vücut ağrısı, yaygın burun akıntısı, çokça halsizlik, bol hapşırma, baş ve boğaz ağrısı, nadiren de nefes darlığı...

Gel gelelim, şu başında “Domuz” betimlemesi olan yeni versiyonda semptomlar daha farklı. Örneğin yüksek ateş, Domuz Gribi’nin baş habercisi. Öyle ki hastalığa yakalananların %80’inde 38.3 derece ateş görülüyor.

Domuz Gribi virüsü bulaşmış kişide ciddi bir kuru öksürük gözleniyor. Normalinde orta dereceli ağrılar yaşanırken, gribin bu yeni halinde acı verici vücut ağrıları dikkat çekiyor. Bu vakada şaşırtıcı bir şekilde burun akıntısı görülmüyor. Fakat hastalık kişiyi normal gribin çok üzerinde bir şekilde halsiz bırakıyor.

Domuz Gribi hastası pek hapşırmıyor. Aynı şekilde virüs boğaz ağrısına da sebebiyet vermiyor. Ancak bilimsel adıyla H1N1, normal gribin aksine şiddetli bir nefes darlığı yapıyor. Zaten gribin ölümle sonuçlanma riski de bu noktada başlıyor.

Tüm Türkiye gribin bu yeni şekline ve salgına kitlenmişken, sağlık sektörünün geleceği hakkında öngörülerde bulunmayı hedefleyen bir yazının, gündemden uzak kalabilmesi pek mümkün değil.

Uluslararası otoritelere göre bu hastalık, finansal boyutta başlayan, sokaktaki vatandaşa yansıması ile pek çok sosyo-psikolojik sorunu da beraberinde getiren global krizin son halkası niteliğinde.

Domuz Gribi ile ekonomik krizin doğrudan bir bağlantısı ya da organik bağı yok elbette. Ancak bu salgın “Maldan mülkten ya da işimizden olduk ama, en azından sağlığımız yerinde" diye avunan krizzedeler için oldukça tatsız hatta bir bu eksikti dedirten bir gelişme.

Açıkça bugün Türkiye’de sağlık sektörünün çözmeye çalıştığı iki sendrom var. İlki, yukarıdaki paragraflarda özetlenen Domuz Gribi meselesi. İkincisi ise, ekonomik darboğazın sektöre yaşattığı kötü günlerin izlerini silme mücadelesi...

Bu aşamada konuyu liberal ekonominin kurucusu Adam Smith’in ilginç bir sözü ile devam ettirmekte fayda var: “Ekonomi verilere dayalı, metodik bir bilim dalıdır. Veriye dayalı bilimler, yorumlamaya açık değildir. Ancak ne enteresandır ki ekonomide her şey, hangi veriye hangi açıdan baktığınızla doğru orantılıdır.”

Şimdi bu sözü alıp cebimize koyalım ve Türk sağlık sektörünün kriz dönemi durumunu inceleyerek, şu kötü günlerin izlerini silme savaşına ışık tutalım.

Çok değil, bundan birkaç hafta önce, Türkiye’nin en zengin kişileri listesi açıklandı. Milyarderlerden oluşan bu listede, 2009 yılında en büyük çıkışı yapanlar arasında Mehmet Ali Aydınlar ve Nezih Barut isimleri dikkat çekiyordu.

Malum Mehmet Ali Aydınlar, ülkenin en büyük hastane gruplarından biri olan Acıbadem’in sahibi. Nezih Barut ise ciro bazında Türkiye’nin en büyük ilaç şirketi olan Abdi İbrahim’in üçüncü kuşak temsilcisi. Yılda yarım milyar TL’lik satış yapan Abdi İbrahim’i başarıyla yöneten Nezih Barut, kriz döneminde TMSF ihalesinde satın aldığı Yedi Sekiz Hasan Paşa Yalısı ile dikkatleri üzerine çekmişti.

Sektörün iki farklı ucuna yön veren bu kişilerin varlıklarında yaşanan ciddi artış, ilk bakışta sağlık sektörünün krizden etkilenmediği düşüncesini doğurabilir. Ancak bu kesinlikle doğru değil.

Aydınlar ve Barut’un çıkışlarını, grup alt yapı ve yatırımlarının, hatta uzun vadeli planlamaların getirdiği bireysel başarılar olarak değerlendirip, bu yükselişlerden genel bir yargıya varmamak daha yerinde olur. Tıpkı Smith’in dediği gibi...

Yapılan kalitatif ve kantitatif araştırmalar, ekonomik krizin sağlık sektörünü olumsuz etkilediğini; sağlık odaklı tüketimlerde en alttan en üste, ciddi düşüşlerin yaşandığını gösteriyor.

Düşüşten en büyük payı, estetik ve güzellik odaklı operasyonlar alıyor. İnsanların masraf olmasın diye, gerekiyor olsa bile doktora ya da hastaneye gitmedikleri hatta ilaç satın almaktan sakındıkları bu dönemde, lüks sınıfa giren operasyon ve bakımlarda düşüş yaşanması doğal karşılanıyor. Bu düşüşü derma-medikal sınıfa giren, tedaviye yardımcı ürünlerdeki talep azalması takip ediyor.

Kriz döneminde sağlık sektöründe genel olarak, bireysel doktor ve diş hekimi ziyaretlerinin azaldığı, özel kliniklerdeki işlerin yavaşladığı, pek çok hastanenin hasta sayısında sıkıntı çektiği, toplumun daha ucuz fiyata sahip ikame ilaçlara ve medikal kozmetik ürünlere yöneldiği gözleniyor. Bu zaman diliminde masrafları azaltarak, karlılığını korumak isteyen bazı hastanelerin, SGK ile anlaşması olsun olmasın, çözümü personel sayısını azaltmakta aradıkları görülüyor.

Bugüne kadar pek çok medikal şirkete ve sağlık kuruluşuna reklam ve tanıtım hizmeti sunmuş PROVOKATÖR’e göre, 2010 yılı bu zorlu döneme göğüs gerebilmeyi başarmış hastane, klinik ve ilaç şirketlerinin daha da güçleneceği bir dönemin başlangıcı olacak.

Sektörde taşlar yerine oturana kadar, özel bir konumlandırma ile fark ve farklılık yaratamış pek çok sağlık kuruluşu piyasadan silinecek. Değerin ve uzmanlığın ön plana çıkacağı bu yeni dönemde, belli branşlarda uzmanlaşmış ve iyi bir niş pazar yakalamış yapılar ön plana çıkacak. Bu aşamada sınır ve kurallar çerçevesinde, sağlık kuruluşunu modernist pazarlamanın gerekliliklerini yerine getirerek paketleyebilen ve tutundurma karmasını doğru bir şekilde oluşturmayı başarabilen markalar, iş ve iletişim hedeflerine giden yolda daha hızlı adımlarla yürüyecek.

2010 yılına birkaç ay kala, Türk sağlık sektörü global krizin yaralarını sarmaya çalışırken, daha pek çok sorunla boğuşuyor.

Bazı noktalarda kronik hale gelen problemler arasında, sürekli değişen mevzuatlar, beş yıl öncesinden bile daha geriye giden S.U.T. fiyatları, fark ücretlerine müdahale, katkı paylarında adil olmayan uygulamalar, doktor ve branş ilavesindeki kısıtlamalar, işçilik ve üretim maliyetlerinde artış gibi açmazlar yer alıyor.

Sektörün kanaat önderleri, bu sorunları gidermek ve endüstriyi eski gücüne kavuşturmak için, sağlık işletmelerinin dayanışma ve birlikte hareket etme alışkanlıklarının geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Kriz sonrası sağlık endüstrisi, dayanışma içerisindeki kuruluşların alternatif tıbbın modern tıbba entegrasyonu, sağlık turizmi projeleri, insan odaklı pazarlama, sıradışı stratejik ortaklıklar gibi yeni nesil iş modelleri ile fark yaratacakları bir dönem olarak tanımlanıyor.

İşte tam da bu noktada PROVOKATÖR, sektöre kilit bir soru yöneltiyor:
Siz bu döneme ne kadar hazırsınız?

Detaylı bilgi için:
krizsonrasi@provokator.com

###



pazarlama reklam domuz gribi sağlık sektörü kriz


Diğer basın bültenleri

Tehdit II: Krizin doğru bilinen yanlışları
Tehdit I: Kime göre ve nasıl bir teğet?
Provokatör’den tedirgin edici yeni bir yazı dizisi: Tehdit
Anormal pazarlama vakaları V: Akram İmitenöy
Anormal pazarlama vakaları IV: 6 derece teoremi
Hakkımızda | Blog | SSS | E-Bülten Üyeliği | RSS | Sitene ekle | PR Ajans Rehberi | Gizlilik ve Kullanım Koşulları | İletişim | English

Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.