Özgür Kaşifler Kobi Koçluğu Basın Bülteni
Bir işletmenin temel amacı kar etmektir. Şaşırtıcı ama çoğu KOBİ sahibi karlarını bilmiyor. Sebepleri irdelediğimizde ise aslında bunun bir bilinmezlik olmadığını, kağıt üzerinde yapılan hesap ile fiiliyatın birbirini tutmamasından kaynaklandığını görüyoruz. Bu da iş sahibinin inanmak istediği bir mazeret oluyor.
Bir an için hikâyenin başına gidelim. Maaşlı bir çalışan olmayı tercih etmediniz. Çünkü maaşlı çalışmak hayat beklentinizi karşılamayacaktı. İşinizi kurdunuz, aradan 5-10 yıl geçti. O halde bir iş kurarak, maaşlı çalışıyor olmaktan daha farklı bir sonuç elde etmiş olmalısınız. “Henüz değil” mi dediniz? Çoğunluğun içindesiniz.
Eğer farklı sonuçlar elde etmeye hâlâ tam olarak başlayamadıysanız öncelikle sahip olmanız gereken şey doğru zihniyettir. İşletmesini bir yatırım olarak gören gerçek bir girişimci ile daha iyi geçinmek için iş kuran girişken bir kişi arasındaki farkı anlamamız gerekmektedir. Çünkü ancak o zaman işletmenizden sadece maaş değil, kar da elde etmeye odaklanabilirsiniz. Doğru zihniyete sahip olduğunuzda kazandığınız para ile ilişkinizin istediğiniz yönde değiştiğini göreceksiniz.
“Finansal özgürlük” için öncelikle bir işletme sahibinin firma içindeki iki rolüne bakalım:
Yatırımcı rolü: Firma sahibi olarak mali rolünüz, bir yatırımcının rolüdür. Eğer bir yatırımcı olsaydınız, sorumlu biçimde işleyen ve size bol finansal faydalar sağlayacak bir firmaya paranızı yatırmak isterdiniz değil mi?
Yönetici rolü: Bu alandaki rolünüz ise firmayı sorumlu bir biçimde işletmek ve mali bakımdan iyi yönetilmesini temin etmektir.
Bu iki rol çatışabilir.
Buradaki ikilem cari gelirle, uzun vadeli servet arasındaki ilişkiden kaynaklanır. Cari geliri bir “çalışan” gibi elde ettiğiniz maaş ve sosyal yardım ile firmanın size bir yatırımcı/firma sahibi olarak ödediği herhangi bir temettüden kazanıyorsunuz. Uzun vadeli serveti ise firmanızın artan pazar değerinden kazanıyorsunuz.
İlişki şöyledir;
KOBİ sahipleri firmadan daha fazla cari gelir elde ettikçe, firmanın büyümesini besleyecek daha az para kalır; bu da firmanın nihai değerini düşürür. Diğer yandan, firmanızdan asgari cari gelir elde ederseniz, nihai olarak daha yüksek bir pazar değerine ulaşmış olursunuz, ancak bu mevcut yaşama standardınızı düşürmek pahasına gerçekleşir. İşte KOBİ sahiplerinin yaşadığı sıkıntılar bu noktada devreye girmektedir. Çok çalışıyorsunuz, firmanız belli bir miktar para kazanıyor ve bu parayla hem standardınızı koruyacak şekilde yaşamak istiyorsunuz (hatta bazen standardınızı yükseltmek bile olabilir), hem de firmanızın değerini arttırmak için onu büyütmek istiyorsunuz. Buna hakkınız da var. Ama hem istediğiniz yaşam standardını destekleyecek cari geliri veren, hem de firmaya sağlıklı büyümesini besleyecek fonları sağlayan bir denge noktasını yakalayamıyorsunuz.
Eğer işletmenizi büyütmek gibi bir düşünceniz yoksa elde ettiğiniz geliri dilediğiniz gibi harcama hakkına sahipsiniz. Ama siz de biliyorsunuz ki; büyüyemeyen şirketler, bir süre sonra yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Peki, bahsettiğimiz bu dengeyi nasıl kuracaksınız?
Bu denge ancak; kişisel açıdan uzun vadeli para çıkışlarını optimize etmek, aynı zamanda şirket değerini de maksimize etmekle sağlanır. Optimize etmenin özü dengedir ve buradaki anlamı kişisel gereksinimlerinizi firmanın gereksinimleri karşısında dengelemeniz demektir. Hazır kurallar yoktur, bu yüzden bu ilişkiyi kendiniz için sizin kurmanız gerekir. Ama mutlaka kurmanız gerekir.
Firmanın yöneticisi olarak ise, firma sahibinin yatırımını optimize etmek, gelirleri optimize etmek, borç almayı optimize etmek, firma sistemlerinden gelen katma değeri maksimize etmek, giderleri minimize etmek, vergileri minimize etmek, beklenmeyen olaylara karşı zayıflığı minimize etmek gibi alt stratejilere sahip olursanız ancak bu denge kurulabilmektedir.
Unutmayın! Mali hedeflerinizi geliştirmek, kendinizi işinizden ayrı tutmanızı gerekli kılar. Bu gerçek anlamda bir ayırma değildir. Yalnızca iki rolünüz olduğunu anlamaktır. Bu iki rolün gereği olan fedakarlıkları yapmak ve kararlı olmaktır.
###
Tweet
Kobi sahipleri şirketlerinden çektikleri paraya neden çok dikkat etmeliler?
KURUMSALHABERLER , 09.02.2010 -- “Finansal açıdan özgür olmak” iş sahiplerinin en temel motivasyonları arasında geliyor. Kazanılan parayı sadece bir harcama aracı olarak görmek ise KOBİ’lerde yaşanan finansal başarısızlığın en önemli sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. İş sahiplerinin özel harcamaları için şirket kasasından hesapsızca kullandıkları her kuruş, şirket karından gitmektedir. Bu da şirket için belirlenen hedeflerin gerçekleşememesi anlamına gelir.Bir işletmenin temel amacı kar etmektir. Şaşırtıcı ama çoğu KOBİ sahibi karlarını bilmiyor. Sebepleri irdelediğimizde ise aslında bunun bir bilinmezlik olmadığını, kağıt üzerinde yapılan hesap ile fiiliyatın birbirini tutmamasından kaynaklandığını görüyoruz. Bu da iş sahibinin inanmak istediği bir mazeret oluyor.
Bir an için hikâyenin başına gidelim. Maaşlı bir çalışan olmayı tercih etmediniz. Çünkü maaşlı çalışmak hayat beklentinizi karşılamayacaktı. İşinizi kurdunuz, aradan 5-10 yıl geçti. O halde bir iş kurarak, maaşlı çalışıyor olmaktan daha farklı bir sonuç elde etmiş olmalısınız. “Henüz değil” mi dediniz? Çoğunluğun içindesiniz.
Eğer farklı sonuçlar elde etmeye hâlâ tam olarak başlayamadıysanız öncelikle sahip olmanız gereken şey doğru zihniyettir. İşletmesini bir yatırım olarak gören gerçek bir girişimci ile daha iyi geçinmek için iş kuran girişken bir kişi arasındaki farkı anlamamız gerekmektedir. Çünkü ancak o zaman işletmenizden sadece maaş değil, kar da elde etmeye odaklanabilirsiniz. Doğru zihniyete sahip olduğunuzda kazandığınız para ile ilişkinizin istediğiniz yönde değiştiğini göreceksiniz.
“Finansal özgürlük” için öncelikle bir işletme sahibinin firma içindeki iki rolüne bakalım:
Yatırımcı rolü: Firma sahibi olarak mali rolünüz, bir yatırımcının rolüdür. Eğer bir yatırımcı olsaydınız, sorumlu biçimde işleyen ve size bol finansal faydalar sağlayacak bir firmaya paranızı yatırmak isterdiniz değil mi?
Yönetici rolü: Bu alandaki rolünüz ise firmayı sorumlu bir biçimde işletmek ve mali bakımdan iyi yönetilmesini temin etmektir.
Bu iki rol çatışabilir.
Buradaki ikilem cari gelirle, uzun vadeli servet arasındaki ilişkiden kaynaklanır. Cari geliri bir “çalışan” gibi elde ettiğiniz maaş ve sosyal yardım ile firmanın size bir yatırımcı/firma sahibi olarak ödediği herhangi bir temettüden kazanıyorsunuz. Uzun vadeli serveti ise firmanızın artan pazar değerinden kazanıyorsunuz.
İlişki şöyledir;
KOBİ sahipleri firmadan daha fazla cari gelir elde ettikçe, firmanın büyümesini besleyecek daha az para kalır; bu da firmanın nihai değerini düşürür. Diğer yandan, firmanızdan asgari cari gelir elde ederseniz, nihai olarak daha yüksek bir pazar değerine ulaşmış olursunuz, ancak bu mevcut yaşama standardınızı düşürmek pahasına gerçekleşir. İşte KOBİ sahiplerinin yaşadığı sıkıntılar bu noktada devreye girmektedir. Çok çalışıyorsunuz, firmanız belli bir miktar para kazanıyor ve bu parayla hem standardınızı koruyacak şekilde yaşamak istiyorsunuz (hatta bazen standardınızı yükseltmek bile olabilir), hem de firmanızın değerini arttırmak için onu büyütmek istiyorsunuz. Buna hakkınız da var. Ama hem istediğiniz yaşam standardını destekleyecek cari geliri veren, hem de firmaya sağlıklı büyümesini besleyecek fonları sağlayan bir denge noktasını yakalayamıyorsunuz.
Eğer işletmenizi büyütmek gibi bir düşünceniz yoksa elde ettiğiniz geliri dilediğiniz gibi harcama hakkına sahipsiniz. Ama siz de biliyorsunuz ki; büyüyemeyen şirketler, bir süre sonra yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Peki, bahsettiğimiz bu dengeyi nasıl kuracaksınız?
Bu denge ancak; kişisel açıdan uzun vadeli para çıkışlarını optimize etmek, aynı zamanda şirket değerini de maksimize etmekle sağlanır. Optimize etmenin özü dengedir ve buradaki anlamı kişisel gereksinimlerinizi firmanın gereksinimleri karşısında dengelemeniz demektir. Hazır kurallar yoktur, bu yüzden bu ilişkiyi kendiniz için sizin kurmanız gerekir. Ama mutlaka kurmanız gerekir.
Firmanın yöneticisi olarak ise, firma sahibinin yatırımını optimize etmek, gelirleri optimize etmek, borç almayı optimize etmek, firma sistemlerinden gelen katma değeri maksimize etmek, giderleri minimize etmek, vergileri minimize etmek, beklenmeyen olaylara karşı zayıflığı minimize etmek gibi alt stratejilere sahip olursanız ancak bu denge kurulabilmektedir.
Unutmayın! Mali hedeflerinizi geliştirmek, kendinizi işinizden ayrı tutmanızı gerekli kılar. Bu gerçek anlamda bir ayırma değildir. Yalnızca iki rolünüz olduğunu anlamaktır. Bu iki rolün gereği olan fedakarlıkları yapmak ve kararlı olmaktır.
###
Tweet
Diğer basın bültenleri
Kobi’ler için doğru insanları işe almada 5 adım
İstanbul, moda, manzara, deniz, yelkenli: Kobi sahipleri sonbahar kahvaltısında buluştu
Kobi patronlarına testler -3: Etkin bir pazarlama sisteminiz var mı?
2010’nun son üç ayında Kobi’ler “faaliyet kârı formülü” ile kârlarını nasıl artırabilir?
Özgür Kaşifler’de koçluk seansı diyalogları -5
İstanbul, moda, manzara, deniz, yelkenli: Kobi sahipleri sonbahar kahvaltısında buluştu
Kobi patronlarına testler -3: Etkin bir pazarlama sisteminiz var mı?
2010’nun son üç ayında Kobi’ler “faaliyet kârı formülü” ile kârlarını nasıl artırabilir?
Özgür Kaşifler’de koçluk seansı diyalogları -5
Diğer Basın Bültenleri
Diğer Konulu Basın Bültenleri
Hakkımızda | Blog | SSS | E-Bülten Üyeliği | RSS | Sitene ekle | PR Ajans Rehberi | Gizlilik ve Kullanım Koşulları | İletişim | English
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.

