Etik Lojistik Basın Bülteni
— Size göre 2007 nasıl geçti?
2007 yılında her yıl olduğu gibi ülkemizde sektör açısında gelişme ile geçti. Sektörün pazarı direkt olarak yeni yatırımlara endeksli olduğundan ve bu durum da Devlet teşviki’nden tutun da kemer sıkma politikasına kadar birçok parametreden etkilendiğinden dolayı müşteri sayısı olarak çok büyüyemedi.
Bunun yanı sıra sektörde irili ufaklı çok fazla lojistik firması açıldı. Bunların çoğu kısa vadede yok oldular. Bunların nedenleri mevcut pazarda isim yapmış ve belli bir hacmi yakalamış lojistik hizmet sağlayıcıların (LSP) kendi içlerinde oluşturduğu sinerji ve bunun sonucunda verebildikleri düşük fiyat ile yarışamamaları. Tabi bu durumda ufak firmalar yok oldu ama piyasadaki fiyatlar da düşmüş oldu.
Pazarın ve dolayısıyla sektörel ihtiyacın büyümesine örnek olarak ihracata bakarsanız artışı tabi ki sektörü ithalat gibi cirosal anlamda büyüttü, şu anki aylık ihracatımız 1987 yılındaki ihracata bedel*. Bu durum da sektörün iş hacminin arttığını belirten indikatörlerden. Artan hacimleri ülkemizdeki yerel lojistik hizmet sağlayıcıları (LSP) sağlayamaz ise dış kaynaklı LSP’ler bu açığı kapamak için her köşeyi tutmuş durumda ve yerel firmalar bunu gördüğünden, sektördeki her global gelişmeyi yakından takip ediyorlar.
Türk raf üreticileri de artık çağı yakalamış durumda, elektronik (robotik) depo sistemleri üretilmeye ve en önemlisi depolarda kurulmaya başlandı. Rf teknolojisi artık eskisi kadar pahalı değil ve tüm LSP’lerde uygulamalarını görmek mümkün. Ama halen RF – ID teknolojisi ülkemizde hizmet sağlayan olsun, hizmet talep eden olsun iki taraf için de gayet maliyetli ve malum lojistik için ülkemizdeki firmalar gerekli bütçe paylarını ne yazık ki lojistik giderlerine ayırmıyorlar. Bu da yok satma ve hatta bir adım ileri gidersek pazar kaybına kadar gidiyor.
Devletimiz de bu konuya gerekli önemi gösterdiğini görmek mümkün. Gerek kanun ve yönetmeliklerdeki değişimler (Karayolu Taşıma Yönetmeliği şu ana kadar 6 değişiklik geçirdi ve en son değişiklik 2006 yılında gerçekleşti), gerekse de belge zorunlulukları ve araç teknik kısıtlamaları, ülkemizin AB uyum sürecinde ilerlediğini ve bu konuda eksikliklerini gidermeye çalıştığını göstermekte. Hatta geçen İzmit’te katıldığımız ISF Sanayi ve Lojistik Fuarı’nda bizi Lojistik öğrenimi veren meslek lisesi dengi okulların olması değişimin en önemli kanıtı…
Ekonomik olarak benzin / mazot dalgalanması ve geçtiğimiz ay içinde toplam %5’in üzerinde oluşan artış, özellikle taşıma ağırlıklı çalışan LSP’lerin çoğunu zor durumlara soktu, bu artışı bizim gibi mazot artışını öngörüp de sözleşmelerine koruyucu madde koyan firmalar dahi bu işten nasibini aldı.
— 2008’den beklentileriniz nelerdir?
Önümüzdeki yıl sektörümüzün çağı tamamen yakalayacağı, ülkemizin tüm taşıma kabiliyetlerinden sonuna kadar faydalanacağı bir yıl olmalı. Bu yolda da ilerliyoruz.
“Hizmet veren firma sayısı çok daha azalacak ve herkes kendi dalında profesyonelleşecek. Firmalar birbiri ile yardımlaşarak müşteriye hizmet verecek.” demek isterdim, sanıyorum bu benim kafamda oluşturduğum bir dünya. Fakat bu sektöre girmek isteyen bir sürü yatırımcı ve girişimci olacak. Devletin bu belgelendirmeyi koymasının nedeni de tabiri caizse halkın İstanbul’a göçünü engelleyici tedbirler gibi, sektöre girecek yeni firmaların belli düzeyde finans kabiliyeti olması ve böylece daha az firmanın sektöre girişi ve sektördeki fiyatların düşmesini engellemesi. Rekabet de firmaların birbiri ile dayanışma halinde çalışmasını engelliyor.
— Sektörünüzün yapısal durumuna göre 2007 yılında olması gerekenler nelerdi?
Devlet, lojistik alanda faaliyet gösteren firmalara belgelendirme zorunluluğu getirdi ve sektörümüzde işine önem veren / profesyonel firmalar, yüksek bedeller ödeyerek belgelerini aldılar. Fakat halen belgesi olmayan lojistik firmaları çalışmalarını sürdürmektedir. Piyasada bu belge sahiplerinin bir artı değeri olması gerekmekte ve ne yazık ki bu değer halen belge sahiplerine hissettirilememektedir.
Bir konuda çalışma yapılırken yaptırım ve altyapı çalışması sonradan yapıldığı gibi burada da benzer bir örnek görüyoruz sanki. Piyasadaki taşıtların çoğu 15 - 20 yaş sınırında veya altında. Bu yüzden her ne kadar çalışan araçlara yaş sınırı konsa da daha yürürlüğe girmiyor. Çünkü bu uygulanırsa piyasada ülkemizin lojistik hacmini karşılayacak kadar araç olmayacak, bu hem ticareti hem tüketimi hem de lojistik sektöründeki fiyatları vuracaktır. Bu sürecin sonu krize kadar bile gidebilir…
— Geçmiş yıllara göre sektörünüzün durumunda olumlu veya olumsuz ne gibi gelişmeler yaşandı?
Ülkemiz son yıllarda kombine taşımacılıkla ve avantajları ile tanıştı. Artık lojistik demek karayolu taşımacılığı demek değil. LSP’ler müşterilerinin ihtiyaçlarına ve termin sürelerine göre daha farklı ve daha uygun maliyetli taşıma sistemleri geliştirebiliyorlar. Bunu tek başına yapabilen firma da var birkaç firma arasında anlaşarak da yapabiliyor. Birkaç firmanın kendi arasında yapması tercihim. Zira sektörümüzde uzmanlaşma ve o alana odaklanma şu an daha kazançlı.
— Sektörünüzde (Olumsuzluklar yaşandı ise) iyileştirme çalışmaları var mı? Varsa nelerdir?
Bizim sektör çok dinamik ve birsürü başka dinamikle doğru orantılı olarak gidiyor. Bunların başında ulaşım teknikleri ve bilgisayar teknolojileri geliyor. Bu dinamikler de sürekli geliştiğinden, bizim sektöre yansıması gerçekten iyi yönde ve hızlı oluyor. Sadece bu faydaların ülkemize gelişi biraz geç oluyor. Tabi bunun da nedenleri ülkemizde Lojistik maliyetlerinin gerek yerel gerekse de global rekabet için çok aşağı çekilmesinden dolayı lojistik faaliyetlerine yeterince bütçe ayrılamaması.
Bir eksiğimiz de paketleme teknolojisinin halen önemsenmemesi. Bir firma var paletine 9 kat 17 micron strech sarıyor, bir firma 16 microndan paletine tek tur strech atıp bırakıyor. Tabi ikinci palet yana yatarken, ilk palet 2 metrenin üstünde yüksekliği olmasına karşın dimdik duruyor.
Bu gerçekten ciddi bir konu. Yurt dışındaki perakende ve otomotiv firmalarında buna dair ayrı departmanlar kuruluyor. Bu departmanlar da standardizasyon ve koli / ambalaj içinde hava yerine mal taşıyarak lojistik ve ıskarta maliyetlerini bir bakıma indiriyorlar. Türkiye’de ben böyle bir ciddiyette çalışma yapıldığını çok görmedim. Sadece birkaç uluslar arası firmada buna rastlanıyor ne yazık ki.
Eğitim halen sektörümüzde kanayan bir yara. Sektörümüze dair her şeyin bir kişi tarafından bilinmesi çok güç. Çünkü çok geniş bir akademik literatürü ve bağlantılı birsürü kanuni dalları var. Buna rağmen eğitim veren yerler artıyor. Gençlerimiz hevesli ve sekötöre karşı ilgileri gerçekten fazla. Sektörün çalışanlar için bazı dezavantajları da (esnek çalışma saatleri, alt pozisyonlarda maaş düşüklüğü, zor çalışma şartları gibi) yok değil ama insana değer veren lojistik firmaları sayesinde sektör içi transferler bir nebze de olsa azalıyor.
Halkımız “lojistik”in anlamı konusunda artık daha bilinçli, bu da sektörün halk içinde tanınması, itibar kazanması ve daha çok insanın çalışmak için bu sektöre yönelmesi olarak sanıyorum kârımız.
— Operasyonların ticaret hayatına etkileri nelerdir? Bu konuda ki görüşleriniz nedir?
Bizim operasyonlarımız direkt olarak ticareti etkileyen parametre olmasına karşın halen üreticilerin tüm bütçe planlarında ikinci plandayız. Bu düşünce tarzı değişmeli. Yurt dışında ve ülkemizde bulunan uluslar arası firmalarda lojistiğe verilen önem ve bütçeyi görmek mümkün olmasına karşın (bazı Türk firmalarının da hakkını yememek lazım) halen Türk kökenli şirketlerde lojistiğe ayrılan pay ürün satışı üzerinden %2 – 3, halbuki bu oranın %10’lara çıktığı sektörler var ve tabi ki artı değerleri de…
Eğer lojistik olmaz ise bir ürün yerinde olmayabilir ve müşteri başka ürüne yönelebilir, bir rakip daha önce piyasaya girerse onun bilinirliği artacağından, dağıtılamayan ürün hep ikinci planda kalır. Bizi en çok takip etmesi gereken departmanlar satış ve ardından da pazarlama olmalı. Pazarlama bir savaştır (hele günümüzde) ve lojistik destek olmadan kazanılamaz!
Serdar SEVİNDİ
Lojistik Müdürü
* Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre.
###
Tweet
Etik Lojistik, Ambar Dergisi Röportajı
KURUMSALHABERLER , 24.12.2007 -- Ambar Dergisi’nin Aralık sayısında 2007 yılı değerlendirme dosyası hazırlamaktayız. 2007 yılı İthalat, ihracat, üretim ve tüketim alanında, kimi firmalara ekonomik açıdan artı puan kazandırırken bazı firmalarda da gerileme kaydedildi. Bütün bu gelişmeleri aşağıdaki sorular ışığında nasıl değerlendirirsiniz?— Size göre 2007 nasıl geçti?
2007 yılında her yıl olduğu gibi ülkemizde sektör açısında gelişme ile geçti. Sektörün pazarı direkt olarak yeni yatırımlara endeksli olduğundan ve bu durum da Devlet teşviki’nden tutun da kemer sıkma politikasına kadar birçok parametreden etkilendiğinden dolayı müşteri sayısı olarak çok büyüyemedi.
Bunun yanı sıra sektörde irili ufaklı çok fazla lojistik firması açıldı. Bunların çoğu kısa vadede yok oldular. Bunların nedenleri mevcut pazarda isim yapmış ve belli bir hacmi yakalamış lojistik hizmet sağlayıcıların (LSP) kendi içlerinde oluşturduğu sinerji ve bunun sonucunda verebildikleri düşük fiyat ile yarışamamaları. Tabi bu durumda ufak firmalar yok oldu ama piyasadaki fiyatlar da düşmüş oldu.
Pazarın ve dolayısıyla sektörel ihtiyacın büyümesine örnek olarak ihracata bakarsanız artışı tabi ki sektörü ithalat gibi cirosal anlamda büyüttü, şu anki aylık ihracatımız 1987 yılındaki ihracata bedel*. Bu durum da sektörün iş hacminin arttığını belirten indikatörlerden. Artan hacimleri ülkemizdeki yerel lojistik hizmet sağlayıcıları (LSP) sağlayamaz ise dış kaynaklı LSP’ler bu açığı kapamak için her köşeyi tutmuş durumda ve yerel firmalar bunu gördüğünden, sektördeki her global gelişmeyi yakından takip ediyorlar.
Türk raf üreticileri de artık çağı yakalamış durumda, elektronik (robotik) depo sistemleri üretilmeye ve en önemlisi depolarda kurulmaya başlandı. Rf teknolojisi artık eskisi kadar pahalı değil ve tüm LSP’lerde uygulamalarını görmek mümkün. Ama halen RF – ID teknolojisi ülkemizde hizmet sağlayan olsun, hizmet talep eden olsun iki taraf için de gayet maliyetli ve malum lojistik için ülkemizdeki firmalar gerekli bütçe paylarını ne yazık ki lojistik giderlerine ayırmıyorlar. Bu da yok satma ve hatta bir adım ileri gidersek pazar kaybına kadar gidiyor.
Devletimiz de bu konuya gerekli önemi gösterdiğini görmek mümkün. Gerek kanun ve yönetmeliklerdeki değişimler (Karayolu Taşıma Yönetmeliği şu ana kadar 6 değişiklik geçirdi ve en son değişiklik 2006 yılında gerçekleşti), gerekse de belge zorunlulukları ve araç teknik kısıtlamaları, ülkemizin AB uyum sürecinde ilerlediğini ve bu konuda eksikliklerini gidermeye çalıştığını göstermekte. Hatta geçen İzmit’te katıldığımız ISF Sanayi ve Lojistik Fuarı’nda bizi Lojistik öğrenimi veren meslek lisesi dengi okulların olması değişimin en önemli kanıtı…
Ekonomik olarak benzin / mazot dalgalanması ve geçtiğimiz ay içinde toplam %5’in üzerinde oluşan artış, özellikle taşıma ağırlıklı çalışan LSP’lerin çoğunu zor durumlara soktu, bu artışı bizim gibi mazot artışını öngörüp de sözleşmelerine koruyucu madde koyan firmalar dahi bu işten nasibini aldı.
— 2008’den beklentileriniz nelerdir?
Önümüzdeki yıl sektörümüzün çağı tamamen yakalayacağı, ülkemizin tüm taşıma kabiliyetlerinden sonuna kadar faydalanacağı bir yıl olmalı. Bu yolda da ilerliyoruz.
“Hizmet veren firma sayısı çok daha azalacak ve herkes kendi dalında profesyonelleşecek. Firmalar birbiri ile yardımlaşarak müşteriye hizmet verecek.” demek isterdim, sanıyorum bu benim kafamda oluşturduğum bir dünya. Fakat bu sektöre girmek isteyen bir sürü yatırımcı ve girişimci olacak. Devletin bu belgelendirmeyi koymasının nedeni de tabiri caizse halkın İstanbul’a göçünü engelleyici tedbirler gibi, sektöre girecek yeni firmaların belli düzeyde finans kabiliyeti olması ve böylece daha az firmanın sektöre girişi ve sektördeki fiyatların düşmesini engellemesi. Rekabet de firmaların birbiri ile dayanışma halinde çalışmasını engelliyor.
— Sektörünüzün yapısal durumuna göre 2007 yılında olması gerekenler nelerdi?
Devlet, lojistik alanda faaliyet gösteren firmalara belgelendirme zorunluluğu getirdi ve sektörümüzde işine önem veren / profesyonel firmalar, yüksek bedeller ödeyerek belgelerini aldılar. Fakat halen belgesi olmayan lojistik firmaları çalışmalarını sürdürmektedir. Piyasada bu belge sahiplerinin bir artı değeri olması gerekmekte ve ne yazık ki bu değer halen belge sahiplerine hissettirilememektedir.
Bir konuda çalışma yapılırken yaptırım ve altyapı çalışması sonradan yapıldığı gibi burada da benzer bir örnek görüyoruz sanki. Piyasadaki taşıtların çoğu 15 - 20 yaş sınırında veya altında. Bu yüzden her ne kadar çalışan araçlara yaş sınırı konsa da daha yürürlüğe girmiyor. Çünkü bu uygulanırsa piyasada ülkemizin lojistik hacmini karşılayacak kadar araç olmayacak, bu hem ticareti hem tüketimi hem de lojistik sektöründeki fiyatları vuracaktır. Bu sürecin sonu krize kadar bile gidebilir…
— Geçmiş yıllara göre sektörünüzün durumunda olumlu veya olumsuz ne gibi gelişmeler yaşandı?
Ülkemiz son yıllarda kombine taşımacılıkla ve avantajları ile tanıştı. Artık lojistik demek karayolu taşımacılığı demek değil. LSP’ler müşterilerinin ihtiyaçlarına ve termin sürelerine göre daha farklı ve daha uygun maliyetli taşıma sistemleri geliştirebiliyorlar. Bunu tek başına yapabilen firma da var birkaç firma arasında anlaşarak da yapabiliyor. Birkaç firmanın kendi arasında yapması tercihim. Zira sektörümüzde uzmanlaşma ve o alana odaklanma şu an daha kazançlı.
— Sektörünüzde (Olumsuzluklar yaşandı ise) iyileştirme çalışmaları var mı? Varsa nelerdir?
Bizim sektör çok dinamik ve birsürü başka dinamikle doğru orantılı olarak gidiyor. Bunların başında ulaşım teknikleri ve bilgisayar teknolojileri geliyor. Bu dinamikler de sürekli geliştiğinden, bizim sektöre yansıması gerçekten iyi yönde ve hızlı oluyor. Sadece bu faydaların ülkemize gelişi biraz geç oluyor. Tabi bunun da nedenleri ülkemizde Lojistik maliyetlerinin gerek yerel gerekse de global rekabet için çok aşağı çekilmesinden dolayı lojistik faaliyetlerine yeterince bütçe ayrılamaması.
Bir eksiğimiz de paketleme teknolojisinin halen önemsenmemesi. Bir firma var paletine 9 kat 17 micron strech sarıyor, bir firma 16 microndan paletine tek tur strech atıp bırakıyor. Tabi ikinci palet yana yatarken, ilk palet 2 metrenin üstünde yüksekliği olmasına karşın dimdik duruyor.
Bu gerçekten ciddi bir konu. Yurt dışındaki perakende ve otomotiv firmalarında buna dair ayrı departmanlar kuruluyor. Bu departmanlar da standardizasyon ve koli / ambalaj içinde hava yerine mal taşıyarak lojistik ve ıskarta maliyetlerini bir bakıma indiriyorlar. Türkiye’de ben böyle bir ciddiyette çalışma yapıldığını çok görmedim. Sadece birkaç uluslar arası firmada buna rastlanıyor ne yazık ki.
Eğitim halen sektörümüzde kanayan bir yara. Sektörümüze dair her şeyin bir kişi tarafından bilinmesi çok güç. Çünkü çok geniş bir akademik literatürü ve bağlantılı birsürü kanuni dalları var. Buna rağmen eğitim veren yerler artıyor. Gençlerimiz hevesli ve sekötöre karşı ilgileri gerçekten fazla. Sektörün çalışanlar için bazı dezavantajları da (esnek çalışma saatleri, alt pozisyonlarda maaş düşüklüğü, zor çalışma şartları gibi) yok değil ama insana değer veren lojistik firmaları sayesinde sektör içi transferler bir nebze de olsa azalıyor.
Halkımız “lojistik”in anlamı konusunda artık daha bilinçli, bu da sektörün halk içinde tanınması, itibar kazanması ve daha çok insanın çalışmak için bu sektöre yönelmesi olarak sanıyorum kârımız.
— Operasyonların ticaret hayatına etkileri nelerdir? Bu konuda ki görüşleriniz nedir?
Bizim operasyonlarımız direkt olarak ticareti etkileyen parametre olmasına karşın halen üreticilerin tüm bütçe planlarında ikinci plandayız. Bu düşünce tarzı değişmeli. Yurt dışında ve ülkemizde bulunan uluslar arası firmalarda lojistiğe verilen önem ve bütçeyi görmek mümkün olmasına karşın (bazı Türk firmalarının da hakkını yememek lazım) halen Türk kökenli şirketlerde lojistiğe ayrılan pay ürün satışı üzerinden %2 – 3, halbuki bu oranın %10’lara çıktığı sektörler var ve tabi ki artı değerleri de…
Eğer lojistik olmaz ise bir ürün yerinde olmayabilir ve müşteri başka ürüne yönelebilir, bir rakip daha önce piyasaya girerse onun bilinirliği artacağından, dağıtılamayan ürün hep ikinci planda kalır. Bizi en çok takip etmesi gereken departmanlar satış ve ardından da pazarlama olmalı. Pazarlama bir savaştır (hele günümüzde) ve lojistik destek olmadan kazanılamaz!
Serdar SEVİNDİ
Lojistik Müdürü
* Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre.
###
Tweet
Diğer basın bültenleri
Etik Lojistik, Hadımköy’de kapasiteyi 2,6 kat artıracak
Etik Lojistik global kriz ortamında maliyet avantajı sağlamaya devam ediyor!
Etik Lojistik Elegans Dergisi röportajı
Etik Lojistik'e 2 kurumsal firma daha promosyon lojistiği için evet dedi
Etik Lojistik büyüyen müşteri portföyü paralelinde yatırımlarına hızla devam ediyor
Etik Lojistik global kriz ortamında maliyet avantajı sağlamaya devam ediyor!
Etik Lojistik Elegans Dergisi röportajı
Etik Lojistik'e 2 kurumsal firma daha promosyon lojistiği için evet dedi
Etik Lojistik büyüyen müşteri portföyü paralelinde yatırımlarına hızla devam ediyor
Diğer Basın Bültenleri
Basın Bildirisi-Röportaj Konulu Basın Bültenleri
Hakkımızda | Blog | SSS | E-Bülten Üyeliği | RSS | Sitene ekle | PR Ajans Rehberi | Gizlilik ve Kullanım Koşulları | İletişim | English
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.
Copyright 2005-2011 Netpo Interaktif İletişim Teknolojileri Ltd.Şti.


